Anasayfa
Advertisement
Editörden

İlhan Selçuk anısına, dinlemekte olduğunuz parça, değerli aydınımızın “en sevdiğim parça” olarak nitelediği, dünyaca ünlü Rus piyanist ve besteci Sergei Rahmaninov’un 1900 yılında bestelediği 2. Piyano Konçertosu’dur.”

 

Azizm Sanat Örgütü, Aydınlanma Bilgesi’ne çok şey borçlu. O olmasaydı bizler sanatın aydınlanma için olduğunu öğrenemez, içselleştiremez ve vurgulayamazdık. Penceresinden saçtığı aydınlıkla büyüdük, 80 sonrası kuşak olmanın olağanca karanlığına inat. O, nasıl hiç tanışmadığı halde Mustafa Kemal’le buluşabilmişse, bizlerin de aslında hedefleri arasında hep zihinlerde, ideallerde, devrimlerde, hümanizmde İlhan Selçuk’la buluşabilmek vardı… İlhan Selçuk, yaşamı boyunca askeri ve sivil darbelerin O’na uygulamaya çalıştıkları baskıya, tutsaklığa inat, direnişin, özgürlüğün simgesiydi. İlhan Selçuk, günümüzün tatlı su demokratlarından daha demokrattı, cehaletin olduğu yerde demokrasinin yürüyemeyeceğinin bilincinde ve giderek mevzi kazanan cehaletle savaşacak kadar cesurdu. İlhan Selçuk, günümüzün pek ateşli(!) solcularından daha devrimciydi, devrimin lafla değil idealler ve eylemlerle mümkün olacağını çok iyi biliyordu, bu yüzden askerinden siviline tüm gericiler ona karşı birleşti. İlhan Selçuk, despot hükümdarlar ve gericiler yüzünden Rönesans’ı, aydınlanma devrimini kaçırmış olan Anadolu’ya Rönesans’ı ve aydınlanmayı aşıladı… Ölümünde bile bizleri, hüzünden öte aydınlığa boğdu. Azizm olarak, tüm çalışmalarımızı İlhan Abi’ye adadığımız bu ay, büyük ustayı, edebiyatımızın önemli ismi Turgay Fişekçi kalemiyle, en büyük destekçilerimizden Cumhuriyet gazetesi karikatüristi Mustafa Bilgin ise çizgileriyle anıyor. İlhan Selçuk’un “En sevdiğim parça” olarak nitelediği, efsanevi besteci Rahmaninov’un 2. Piyano Konçertosu’nu ise yazılarımızın tümünde dinleyebilirsiniz.

Bu ay denemelerimizde, şiirlerimizde, araştırmalarımızda, İlhan Selçuk’un bizlere mirası, aydınlığı arkamıza alarak Madımak’ı dumana boğan karanlığın üzerine gidiyoruz. Atina’dan yazan Dimostenis Yağcıoğlu milliyetçiliğini işlerken, Alaska’dan yazan Özgür Keşaplı Didrickson rock müziğin efsane grubu Pearl Jam’le bizleri buluşturduktan sonra doğa anaya karşı Meksika Körfezi’nde ayyuka çıkan kapitalist terörü ele alıyor. Sinema yazılarımızda ise üç büyük üstadı işliyoruz. Ölümünün üçüncü yılında andığımız, dünya sinemasının en büyük isimlerinden İtalyan yönetmen Michelangelo Antonioni’ni üzerine yazı dizimizin ilk bölümünü yayınlarken bir başka büyük İtalyan yönetmen Luchino Visconti üzerine geçtiğimiz ay başlayan yazı dizimizde bu kez usta yönetmenin Rocco ve Kardeşleri filmini inceliyoruz. Giderek unutmaya başladığımız “gülme”yi, belki de en çok ihtiyaç duyduğumuz bu ay, unutulmaz oyuncu, yönetmen Charlie Chaplin’le tekrar hatırlıyoruz.

Aydınlanma Bilgesi İlhan Selçuk’un, Penceresinden, zamanın sonuna dek yayacağı ışığı tüm dünyaya hâkim kılmak adına, sanatla kalın dostlar…

Azizm’in Notu: Örgütümüzün yazar, senarist ve yönetmenlerinden Selin Süar’ın yazıp yönettiği, Azizm yapımı Umut, dünyaca ünlü sanatçıların yer aldığı jürinin oylaması sonucunda Uluslararası Hrant Dink Vakfı’nın düzenlediği Vicdan Filmleri Festivali’ni kazandı. www.vicdanfilmleri.org adresinden izleyebileceğiniz filmle ilgili detaylı bilgileri ana menümüzdeki “çalışmalarımız” bölümünde bulabilirsiniz. Ağustos ayı güncellemesi içinse dilediğiniz konuda inceleme, deneme, eleştiri, şiir, öykü, fotoğraf, karikatür, resim ve videoyu 4 Ağustos 2010 tarihine kadar editörümüze iletebilirsiniz değerli dostlar.

 

 

 

 

 

 

 

Sinema öyle bir keşiftir ki, bir gün gelecek, barutun, elektriğin ve kıtaların keşfinden çok, dünya medeniyetinin veçhesini değiştireceği görülecektir. Sinema, dünyanın en uzak köşelerinde oturan insanların birbirlerini sevmelerini, tanımalarını temin edecektir. Sinema, insanlar arasındaki görüş, düşünüş farklarını silecek, insanlık idealinin tahakkukuna en büyük yardımı yapacaktır. Sinemaya layık olduğu ehemmiyeti vermeliyiz.

 

Manevi Mirasım Akıl ve Bilimdir!

            Ben, manevi mirasım olarak hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım bilim ve akıldır... Zaman süratle ilerliyor, milletlerin, toplumların, kişilerin mutluluk ve mutsuzluk anlayışları bile değişiyor. Böyle bir dünyada, asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve ilmin gelişimini inkâr etmek olur... Benim Türk milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Benden sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel eksen üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse, manevi mirasçılarım olurlar.

 

Mustafa Kemal Atatürk