|
Günümüzde küfürlere ve konuşmayı bile beceremediğimiz yabancı dillere tercih ettiğimiz güzel Türkçemizin zenginliğinden bir deyiş geldi kulağımıza bir anda; balık baştan kokar. Hele konu ülkemiz olduğunda bu başların kokusu tahammül edilemez boyutlarda. Mecliste kulis basmalar, küfürler, yumruklar, ortaokul seviyesinde tartışmalar demokrasinin nimetlerini bir kez daha gözler önüne serdi. Yolda görsek korkudan yolumuzu değiştireceğimiz o güruh, bizlerin oylarıyla meclise giden vekiller. Ama onları seçen biziz. Cahilimiz, eğitimlimiz, çobanımız, iş adamımız, işçimiz, köylümüz, öğrencimiz kısacası bir bütün olarak biz onları seçtik. Biz dün de onları seçtik, yarın da onları seçeceğiz ve aynı biz onlardan hep şikâyetçi olup kitlesel bir mutsuzluğa erişmenin tadını çıkartmaya devam edeceğiz. Mazoşist eğilimli bir toplum olarak acı çekmekten aldığımız hazla hiçbir karşı harekette bulunmadık, bulunmuyoruz ve bulunmayacağız. Katiller her yerde güzel Anadolumuzda… En ünlüsü çıktı geçenlerde, saçmaladı durdu. Aynı biz evimizde izledik her şeyi sıcağı sıcağına ışıltılı(!) medyamız sayesinde. Aynı medya şişirdiği katili hemen sonra ağız birliğiyle lanetledi ve suçu aynı medyaya attı. Bizlerse evimizde oturup medya ne derse desin televizyonu kapatmadık, ama televizyonun yozlaşmasından söz ettik. Bizim bir parçamız eylem yapıyor haftalardır. Tekel işçileri aslan demokrat(!) başbakanın Hollywoodvari tehditlerine rağmen mücadelesini sürdürüyor. Bizlerinse pek umurunda değil. Yine bizlerden kendisini solcu olarak gören birçoğumuzun oy verdiği muhalefet partisinin sayın vekilleri solun öldüğünü söyleyip duruyorlar. Solcular oy verdiği, tarihsel olarak merkez solda olması gereken parti “ben artık solcu değilim” diye bas bas bağırıyor. Onların ayıbı kendilerine ama bizlerin bu adrese sol adına oy vermeye devam edecek olmamız kimin ayıbı? Biz seçiyoruz her şeyi, biz… Böyle bir ortamda edebiyatımızın güçlü ismi, örgütümüzün destekçilerinden Turgay Fişekçi’nin sayfalarımızda sorduğu “çürüyen insan mı, düzen mi?” sorusu daha fazla önem kazanıyor. İçimizi, dışımızı; dört bir yanımızı saran çürümenin, öfkenin, nefretin bir diğer halkası İsrail ve Musevi halkına karşı yaratılıyor. İki tarafın yobazlarının üretimi olan bu nefrete karşı yazarlarımızdan Selin Süar kalemiyle bizleri İsrail’e götürüyor bu ay, nefret perdesini kaldırmak için. Sinema yazılarımızda ise yakın dönem Türk sinemasının dikkat çekici ismi Reha Erdem ve dünya sinema tarihinin en büyük yönetmenlerinden Sergei Eisenstein hakkında çalışmalarımızı bulabilirsiniz. Ötekileştirmeyi işlediğimiz denemelerle beraber şiir ve öykülerimiz de bu ay sayfalarımızda. Cumhuriyetimiz kurucusu, büyük devrimci Mustafa Kemal Atatürk, bu günleri önceden görmüşçesine en başta gençlerin mücadele biçimini dile getirdi birçok konuşmasında. Bunlar arasından Bursa Nutku en çarpıcı olanıdır ve belki de bu yüzden yok sayılır; hatta 60lı yıllardan itibaren bu nutuk nedeniyle yurtseverler hakkında davalar açıldı, bazıları günlerini hücrelerde geçirdi. Şu günlerde çeşitli illerde bu durum tekrarlanıyor ve Atatürk’ün sözlerini aktarmanın bedeli olarak size karakol gösteriliyor. Kemalist devletten yakınanlar, bu durumun bitmesi gerektiğini ağızlarında sakız haline getirenler bu devletin Kemalist olmadığını bir anlasalar… Bu örnek bile onlara yetmez ama biz Azizm olarak Bursa Söylevi ve hakkında yazımızı bu ay bir kez daha yayınlıyoruz. Baştaki kokunun tabana yayılımına ve çürümeye dur demek için sanatla kalın dostlar… Azizm’in Notu: Cinselliği ve ülkemiz özelinde “bastırılmış cinselliği” işleyeceğimiz Mart ayı için “cinsellik” veya dilediğiniz konu üzerine deneme, öykü, şiir, fotoğraf, karikatür, resim veya video çalışmalarınızı 4 Mart 2010 tarihine kadar editörümüze iletebilirsiniz değerli dostlar.  |