|
Soğuk Savaş'ın bitimi, silahların bırakılmasıyla veya barış antlaşmalarıyla gerçekleşmedi. Savaş bittiğinde, kimilerinin "tarihin ve ideolojilerin sonu" çığlıkları arasında kültürel, siyasal, toplumsal katliamlar başladı. Sınırların kalkacağı bir dünyayı öngören sosyalizmi öldürerek işe başladılar, sonrasındaysa aydınlanmayı... Küreselleşme adı altında "sınırları" kaldırdılar kendi anladıkları şekliyle. Piyasa için kalkan sınırlar, sınırsız yaşayan milyonların hayatına kanla çekildi Sovyetler'de, Balkanlar'da ve şimdi Ortadoğu'da. Ortak bir insanlık idealini gerçekleştirme amacıyla hareket ederken, birden kendini köklerine dönerken buldu insanlık. Herkes köklerini, ırkını, dinini tekrar keşfetmeli ve haklarını aramalıydı. Eşitlik koca bir yalan "öteki" ise gerçekliğin ta kendisiydi. Böylelikle "Yugoslav" küfüre dönüşürken "kimlik"lerle doldu apoletlerimiz. Müslümanlıktan önce gelir oldu kimin Şii kimin Sünni olduğu. Kimileri ısrarla yalnızca Türklüğü konuşurken kimileri sadece ve sadece Kürtlüğü dillendirmeye başladı. Nijerya ve Mısır'da "tarihin ve ideolojilerin sonu" kimi köyler için Hristiyanların, kimi köyler içinse Müslümanların sonu oldu. Ezberci tarih derslerimizde en iyi ezberletilen yöntem "böl-yönet"ti ve kuşağımız ne şanslı ki hem dünya hem ülke ölçeğinde en güzel örnekleriyle büyüyor. Ulusalcılık mı dedin, öyleyse Ergenekon! Sosyalizmden mi söz ettin, o halde Devrimci Karargah! Cemaat yapılanması canını mı sıktı, ODA TV! Kürt sorunu mu dedin, öyleyse KCK! Hala direnebilecek akla sahipleri işte böyle böldüler. Aynı hukuk cinayetine kurban gidenler mahpus yoldaşlarını görmezden geldi. Kimse aynı anda Mustafa Balbay'a ve Ahmet Şık'a sahip çıkamadı. Faili meçhul cinayet konusunda Hrantçılar Uğurcular olarak bölündük. Özgür Gündem'e arka çıkanlar Cumhuriyet'e arka çıkamadılar. İşte bu yüzden bizler, sizler, hepimiz eğer kimi farklılıklarımıza rağmen ortak adımızın "sistem muhalifleri" olduğunu hatırlayamazsak yok olacağız! Öyle bir noktaya geldik ki, sanat bile açık açık suç aletine dönüştürüldü. Azizm'in çekirdek kadrosunun neredeyse hiç biri, Soğuk Savaş bittiğinde tam olarak neyin bittiğinin farkına varacak yaşta değildi, ancak şimdi Azizm olarak biz, o durmaksızın küfredilen Sanatı, Aydınlanmayı ve Solu sahipleniyor ve yeni yıla bu şekilde giriyoruz, hepinizin yeni yılını kutlarız! Bu ay, değerli yazar Kaan Arslanoğlu, solun psikanalizmle süren uzatmalı ilişkisine dair son derece önemli bir makaleyle Azizm'de. Röportaj bölümümüzde, Ermenistan'ın genç yönetmeni Gor Baghdasaryan'la belgeseli "Komşular" üzerine gerçekleştirdiğimiz söyleşinin yanı sıra "Kürt Rock Belgeseli: Be Wetan"ın yönetmenleriyle yaptığımız söyleşiyi yayınlıyoruz. Yazarımız Selin Süar'ın makalesi ise "ulusal sinema nedir" tartışmaları üzerinden son yıllarda sıkça dillendirilen Kürt sineması tanımlaması üzerine eğiliyor. Dünya sinemasında son dönemin en dikkat çekici yönetmenlerinin başında gelen Lars Von Trier, bu ayki sinema yazılarımızın gündemini oluşturuyor. Yazar Metin Tülü, yönetmenin aykırı filmi Dogville'e bambaşka bir bakış açışı getirirken, Selin Süar ise yönetmenin son filmi Melancholia'yı estetizm üzerinden inceliyor. Sinema yazılarımızda ayrıca, siyasi konulu filmler dendiğinde akla ilk gelen yapıt, Pontecorvo'nun yönettiği Cezayir Savaşı ve geçtiğimiz ay "Amerikan tipi aksiyon yapabiliyoruz" sloganlarıyla gösterime giren, yönetmenliğini Tolga Örnek'in yaptığı Labirent üzerine eleştirilerimiz yer alıyor. Köklerimizin ayrıştırıcı yanlarını bir kenara koyacağımız, aydınlık ve ilerici bir yıl dileğiyle, Sanatla kalın dostlar... Azizm'in Notu: Şubat ayı güncellemesi içinse dilediğiniz konuda inceleme, deneme, eleştiri, şiir, öykü, fotoğraf, karikatür, resim ve videoyu 1 Şubat 2012 tarihine kadar editörlerimize iletebilirsiniz. |